فِي أَنَّ الْحَمْدَ إِذَا رَجَعَ إِلَى صَاحِبِهِ مَاتَتِ الدَّعْوَى
Nefsin Payı Risâlesi
Hamd Sahibine Dönünce Dava Ölür
Hamdin, şükrün ve fehmin içine gizlice sızan gizli şirk ve ucbun münâcâtı: hamd sahibine dönünce dava ölür — «Nefislerinizi temize çıkarmayın» ve nefsin payının ezilmesi. Arapça aslı, Latin okunuşu ve Türkçesiyle.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Bismillâhi’r-rahmâni’r-rahîm
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ، وَلِلّٰهِ الْحَمْدُ.
Ve’l-hamdü lillâh, ve lillâhi’l-hamd.
Hamd Allah’adır, ve hamd yalnız Allah’ındır.
الحمدُ للهِ الَّذي يُري العبدَ موضعَ الخطرِ قبل أن يستفحل، ويكشفُ له رأسَ الحيّةِ قبل أن تكبر، ويجعلُ من نورِ البصيرةِ قدمًا تسحقُ حظَّ النفسِ في أوّلِ خروجه.
El-hamdü lillâhillezî yüri’l-abde mevdıa’l-hatari kable en yestefhıl, ve yekşifü lehû ra’se’l-hayyeti kable en tekbür, ve yec‘alü min nûri’l-basîreti kademen teshaku hazza’n-nefsi fî evveli hurûcih.
Hamd, kula tehlikenin yerini, o azmadan önce gösteren; yılanın başını, o büyümeden önce ona açıp gösteren; ve basîret nûrundan, nefsin payını daha ilk çıkışında ezen bir ayak kılan Allah’a mahsustur.
الحمدُ للهِ الَّذي لا يتركُ عبدَهُ إذا حمد، حتى يلتفتَ إلى حمدِه فيُعجبَ به، بل يأخذُ بيدهِ من الحمدِ إلى المحمود، ومن الشكرِ إلى المُنعِم، ومن الفهمِ إلى الفتّاح، ومن المعنى إلى من أجرى المعنى.
El-hamdü lillâhillezî lâ yetrukü abdehû izâ hamide, hattâ yeltefite ilâ hamdihî feyu‘cebe bih, bel ye’huzü biyedihî mine’l-hamdi ile’l-mahmûd, ve mine’ş-şükri ile’l-mün‘ım, ve mine’l-fehmi ile’l-Fettâh, ve mine’l-ma‘nâ ilâ men ecre’l-ma‘nâ.
Hamd, kul hamdettiğinde onu, kendi hamdine dönüp de onunla kendini beğenecek hâle bırakmayan; bilakis onun elinden tutup hamdden Mahmûd’a, şükürden Mün‘ım’e, fehimden Fettâh’a, mânâdan mânâyı akıtana götüren Allah’a mahsustur.
يا ربّ، إنّ النفسَ دقيقةُ المداخل. قد لا تدخلُ من بابِ المعصية، فتدخلُ من بابِ الطاعة. وقد لا ترفعُ رأسَها في الظلمة، فترفعُه في النور. وقد لا تقولُ: أنا عصيت، بل تقولُ: أنا حمدت. وقد لا تطلبُ الفخرَ بالذنب، بل تطلبُ الفخرَ بالقرب.
Yâ Rabb, inne’n-nefse dakîkatü’l-medâhıl. Kad lâ tedhulü min bâbi’l-ma‘sıyeh, fetedhulü min bâbi’t-tâah. Ve kad lâ terfeu ra’sehâ fi’z-zulmeh, feterfeuhû fi’n-nûr. Ve kad lâ tekûl: ene asaytü, bel tekûl: ene hamidtü. Ve kad lâ tatlübü’l-fahra bi’z-zenb, bel tatlübü’l-fahra bi’l-kurb.
Yâ Rabbi! Nefsin girişleri inceliklidir. Belki mâsiyet kapısından girmez de tâat kapısından girer. Belki başını karanlıkta kaldırmaz da nûrda kaldırır. Belki “Ben günah işledim” demez de “Ben hamdettim” der. Belki günahla övünmeyi istemez de yakınlıkla övünmeyi ister.
فسبحانَ من كشفَها قبل أن تستقرّ. وسبحانَ من أراناها قبل أن تصيرَ حجابًا. وسبحانَ من سحقَ رأسَها باليقظةِ قبل أن تلتفَّ على القلب.
Fesübhâne men keşefehâ kable en testekırr. Ve sübhâne men erânâhâ kable en tesîra hicâbâ. Ve sübhâne men sehaka ra’sehâ bi’l-yakazati kable en telteffe ale’l-kalb.
Onu, yerleşip kökleşmeden önce açığa çıkaran Allah her türlü noksandan münezzehtir. Onu, bir perde hâline gelmeden önce bize gösteren münezzehtir. Ve onun başını, kalbe dolanmadan önce uyanıklıkla ezen münezzehtir.
فَلَا تُزَكُّوا أَنْفُسَكُمْ، هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقَىٰ.
Felâ tüzekkû enfüseküm, hüve a‘lemü bimeni’tteka.
“Öyleyse nefislerinizi temize çıkarmayın. O, kimin sakındığını en iyi bilendir.” (Necm, 32)
نعم يا ربّ. لا نُزكّي أنفسَنا. ولا نُزكّي حمدَنا. ولا نُزكّي فهمَنا. ولا نُزكّي دموعَنا. ولا نُزكّي كتابتَنا. ولا نُزكّي قربَنا. ولا نُزكّي صدقَنا.
Neam yâ Rabb. Lâ nüzekkî enfüsenâ. Ve lâ nüzekkî hamdenâ. Ve lâ nüzekkî fehmenâ. Ve lâ nüzekkî dumûanâ. Ve lâ nüzekkî kitâbetenâ. Ve lâ nüzekkî kurbenâ. Ve lâ nüzekkî sıdkanâ.
Evet yâ Rabbi. Nefislerimizi temize çıkarmayız. Hamdimizi temize çıkarmayız. Anlayışımızı temize çıkarmayız. Gözyaşlarımızı temize çıkarmayız. Yazımızı temize çıkarmayız. Yakınlığımızı temize çıkarmayız. Sadâkatimizi de temize çıkarmayız.
أنت أعلمُ بمن اتّقى. وأنت أعلمُ بمن صدق. وأنت أعلمُ بما خفيَ في الحركات. وأنت أعلمُ بما تسلّلَ إلى النيةِ من حظٍّ لا يراهُ صاحبه.
Ente a‘lemü bimeni’tteka. Ve ente a‘lemü bimen sadeka. Ve ente a‘lemü bimâ hafiye fi’l-harakât. Ve ente a‘lemü bimâ tesellele ile’n-niyyeti min hazzin lâ yerâhü sâhıbüh.
Kimin sakındığını en iyi Sen bilirsin. Kimin sadâkat gösterdiğini en iyi Sen bilirsin. Hareketlerde gizlenen şeyi en iyi Sen bilirsin. Ve niyete, sahibinin göremediği hangi pay sızmışsa onu en iyi Sen bilirsin.
يا ربّ، إن مدحناك، فبك مدحناك. وإن حمدناك، فبك حمدناك. وإن عرفناك، فبما عرّفتَنا عرفناك. وإن رجعنا إليك، فبجذبكَ رجعنا. وإن خفنا على قلوبنا، فذلك من رحمتك بنا.
Yâ Rabb, in medahnâke, febike medahnâk. Ve in hamidnâke, febike hamidnâk. Ve in arafnâke, febimâ arraftenâ arafnâk. Ve in raca‘nâ ileyke, febicezbike raca‘nâ. Ve in hıfnâ alâ kulûbinâ, fezâlike min rahmetike binâ.
Yâ Rabbi! Seni methettiysek, Seninle methettik. Sana hamdettiysek, Seninle hamdettik. Seni tanıdıysak, bize tanıttığınla tanıdık. Sana döndüysek, Senin cezbenle döndük. Kalplerimiz için korktuysak, bu da Senin bize rahmetindendir.
فلا تجعلْ مدحَنا لك بابًا إلى مدحِ أنفسنا. ولا تجعلْ حمدَنا لك مرآةً ننظرُ فيها إلى جمالِ أحوالنا. ولا تجعلْ قربَنا منك سببًا للبعدِ عنك. ولا تجعلْ نورَ الفهمِ حجابًا يغلّفُ النفسَ باسمِ النور.
Felâ tec‘al medhanâ leke bâben ilâ medhi enfüsinâ. Ve lâ tec‘al hamdenâ leke mir’âten nenzuru fîhâ ilâ cemâli ahvâlinâ. Ve lâ tec‘al kurbenâ minke sebeben li’l-bu‘di ank. Ve lâ tec‘al nûra’l-fehmi hicâben yüğallifü’n-nefse bismi’n-nûr.
Öyleyse Seni methetmemizi, kendimizi methetmeye bir kapı kılma. Sana hamdimizi, hâllerimizin güzelliğine baktığımız bir ayna kılma. Sana yakınlığımızı, Senden uzaklaşmaya bir sebep kılma. Ve anlayış nûrunu, nefsi “nûr” adı altında saran bir perde kılma.
وَمَا بِكُمْ مِنْ نِعْمَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ.
Ve mâ biküm min ni‘metin femina’llâh.
“Size ulaşan her nimet Allah’tandır.” (Nahl, 53)
فكلُّ نعمةٍ منك. حتى رؤيةُ النعمةِ منك. وحتى الخوفُ على النعمةِ منك. وحتى سحقُ حظِّ النفسِ عند النعمةِ منك. وحتى قولُ العبدِ: “اللهم لا تجعلني أرى نفسي” منك.
Feküllü ni‘metin mink. Hattâ ru’yetü’n-ni‘meti mink. Ve hatte’l-havfü ale’n-ni‘meti mink. Ve hattâ sahku hazzı’n-nefsi inde’n-ni‘meti mink. Ve hattâ kavlü’l-abd: “Allâhümme lâ tec‘alnî erâ nefsî” mink.
Öyleyse her nimet Sendendir. Nimeti görmek bile Sendendir. Nimet için korkmak bile Sendendir. Nimet ânında nefsin payının ezilmesi bile Sendendir. Ve kulun “Allah’ım, beni nefsimi görür kılma” demesi bile Sendendir.
يا ربّ، إذا ظهرَ في القلبِ رأسُ حيّةٍ من عُجب، فاسحقهُ بنورِ التوحيد. وإذا خرجَ من الطاعةِ دخانُ دعوى، فأطفئهُ بماءِ الإخلاص. وإذا أرادتِ النفسُ أن تأخذَ نصيبَها من حمدكَ، فقل لها بقدرتكَ:
Yâ Rabb, izâ zahera fi’l-kalbi ra’sü hayyetin min ucb, fes-hakhü binûri’t-tevhîd. Ve izâ harace mine’t-tâati duhânü da‘vâ, feetfi’hü bimâi’l-ihlâs. Ve izâ erâdeti’n-nefsü en te’huze nasîbehâ min hamdike, fekul lehâ bikudretike:
Yâ Rabbi! Kalpte ucubdan bir yılan başı belirirse, onu tevhîd nûruyla ez. Tâattan bir dava dumanı çıkarsa, onu ihlâs suyuyla söndür. Ve nefis, hamdinden kendi payını almak isterse, ona kudretinle şöyle de:
اخْسَئِي.
İhseî.
“Çekil, def ol!”
هذا ليس لكِ. هذا لله. هذا من الله. هذا إلى الله.
Hâzâ leyse lek. Hâzâ lillâh. Hâzâ mina’llâh. Hâzâ ile’llâh.
Bu senin değil. Bu Allah’ındır. Bu Allah’tandır. Bu Allah’adır.
قُلْ إِنَّ الْأَمْرَ كُلَّهُ لِلّٰهِ.
Kul inne’l-emre küllehû lillâh.
“De ki: Şüphesiz işin tamamı Allah’a aittir.” (Âl-i İmrân, 154)
فالأمرُ كلُّهُ لله. لا يبقى للنفسِ فيهِ سهمٌ تملكه. ولا يبقى للقلبِ فيهِ دعوى يستندُ إليها. ولا يبقى للسانِ فيهِ فخرٌ بما جرى عليه.
Fe’l-emru küllühû lillâh. Lâ yebkâ li’n-nefsi fîhi sehmün temlikühû. Ve lâ yebkâ li’l-kalbi fîhi da‘vâ yestenidü ileyhâ. Ve lâ yebkâ li’l-lisâni fîhi fahrun bimâ cerâ aleyh.
Öyleyse iş tamamıyla Allah’ındır. Onda nefse, sahip olacağı bir hisse kalmaz. Onda kalbe, dayanacağı bir dava kalmaz. Onda dile, üzerinden geçenle övünecek bir övünç kalmaz.
إن جرى الحمدُ، فالأمرُ لله. وإن حضرَ الفهمُ، فالأمرُ لله. وإن نزلَ السكونُ، فالأمرُ لله. وإن كُشفَ الخطرُ، فالأمرُ لله. وإن سُحِقَ رأسُ الحيّةِ، فالأمرُ لله.
İn cere’l-hamdü, fe’l-emru lillâh. Ve in hadara’l-fehmü, fe’l-emru lillâh. Ve in nezele’s-sükûnü, fe’l-emru lillâh. Ve in küşife’l-hataru, fe’l-emru lillâh. Ve in suhıka ra’sü’l-hayyeti, fe’l-emru lillâh.
Hamd aktıysa, iş Allah’ındır. Anlayış hâzır olduysa, iş Allah’ındır. Sükûn indiyse, iş Allah’ındır. Tehlike açığa çıktıysa, iş Allah’ındır. Yılanın başı ezildiyse, iş Allah’ındır.
يا ربّ، إنّا نعوذُ بك من شركٍ خفيٍّ يدخلُ في ثوبِ التوحيد. ومن عُجبٍ خفيٍّ يدخلُ في ثوبِ الحمد. ومن دعوى خفيّةٍ تدخلُ في ثوبِ الفناء. ومن نفسٍ تتزيّنُ بالمعنى، ثم تنسى أنَّ المعنى ليس منها.
Yâ Rabb, innâ neûzü bike min şirkin hafiyyin yedhulü fî sevbi’t-tevhîd. Ve min ucbin hafiyyin yedhulü fî sevbi’l-hamd. Ve min da‘vâ hafiyyetin tedhulü fî sevbi’l-fenâ’. Ve min nefsin tetezeyyenü bi’l-ma‘nâ, sümme tensâ enne’l-ma‘nâ leyse minhâ.
Yâ Rabbi! Tevhîd elbisesi içine giren gizli bir şirkten Sana sığınırız. Hamd elbisesi içine giren gizli bir ucubdan. Fenâ elbisesi içine giren gizli bir davadan. Ve mânâ ile süslenip sonra o mânânın kendisinden olmadığını unutan bir nefisten.
اللهم طهّر الحمدَ منّا لنا، واجعلهُ منكَ إليكَ. وطهّر الشكرَ من نظرِنا إلى شكرِنا، واجعلهُ نظرًا إلى فضلك. وطهّر الفهمَ من دعوى الفهم، واجعلهُ بابَ افتقار. وطهّر القربَ من شهودِ القرب، واجعلهُ غيبةً عن النفسِ بك.
Allâhümme tahhiri’l-hamde minnâ lenâ, ve’c‘alhü minke ileyk. Ve tahhiri’ş-şükra min nazarinâ ilâ şükrinâ, ve’c‘alhü nazaran ilâ fadlik. Ve tahhiri’l-fehme min da‘ve’l-fehm, ve’c‘alhü bâbe iftikâr. Ve tahhiri’l-kurbe min şühûdi’l-kurb, ve’c‘alhü ğaybeten ani’n-nefsi bik.
Allah’ım! Hamdi, “bizden bize” olmaktan temizle; onu “Senden Sana” kıl. Şükrü, kendi şükrümüze bakmaktan temizle; onu Senin fazlına bakış kıl. Fehmi, anlayış davasından temizle; onu bir iftikâr kapısı kıl. Yakınlığı, yakınlığı seyretmekten temizle; onu Seninle nefisten bir gaybet kıl.
يا ربّ، لا تجعلنا نقول: نحن عرفنا. بل اجعلنا نقول: عرّفنا الله. ولا تجعلنا نقول: نحن حمدنا. بل اجعلنا نقول: أجرى الله الحمد. ولا تجعلنا نقول: نحن رأينا الخطر. بل اجعلنا نقول: أرانا الله، وستَرَنا الله، وحفظَنا الله. ولا تجعلنا نقول: نحن سحقنا رأسَ النفس. بل اجعلنا نقول: سحقهُ اللهُ رحمةً بنا قبل أن نُفتن.
Yâ Rabb, lâ tec‘alnâ nekûl: nahnu arafnâ. Bel’c‘alnâ nekûl: arrafene’llâh. Ve lâ tec‘alnâ nekûl: nahnu hamidnâ. Bel’c‘alnâ nekûl: ecre’llâhü’l-hamd. Ve lâ tec‘alnâ nekûl: nahnu raeyne’l-hatar. Bel’c‘alnâ nekûl: erâne’llâh, ve setarene’llâh, ve hafızane’llâh. Ve lâ tec‘alnâ nekûl: nahnu sehaknâ ra’se’n-nefs. Bel’c‘alnâ nekûl: sehakahü’llâhü rahmeten binâ kable en nüften.
Yâ Rabbi! Bizi “biz tanıdık” diyenlerden kılma; bilakis “Allah bize tanıttı” diyenlerden kıl. Bizi “biz hamdettik” diyenlerden kılma; bilakis “Allah hamdi akıttı” diyenlerden kıl. Bizi “tehlikeyi biz gördük” diyenlerden kılma; bilakis “Allah gösterdi, Allah örttü, Allah korudu” diyenlerden kıl. Bizi “nefsin başını biz ezdik” diyenlerden kılma; bilakis “Biz fitneye düşmeden önce Allah, bize rahmet olarak onu ezdi” diyenlerden kıl.
وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ مَا زَكَىٰ مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ أَبَدًا، وَلَٰكِنَّ اللّٰهَ يُزَكِّي مَنْ يَشَاءُ.
Ve levlâ fadlu’llâhi aleyküm ve rahmetühû mâ zekâ minküm min ehadin ebedâ, ve lâkinne’llâhe yüzekkî men yeşâ’.
“Eğer üzerinizde Allah’ın fazlı ve rahmeti olmasaydı, içinizden hiçbiri ebediyen temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini temize çıkarır.” (Nûr, 21)
نعم يا ربّ. لولا فضلكَ ورحمتكَ ما طَهُرَ منّا شيء. ولا سلمتْ نية. ولا ثبتَ قلب. ولا صحَّ حمد. ولا قامَ شكر. ولا ماتتْ دعوى.
Neam yâ Rabb. Levlâ fadluke ve rahmetüke mâ tahura minnâ şey’. Ve lâ selimet niyyeh. Ve lâ sebete kalb. Ve lâ sahha hamd. Ve lâ kâme şükr. Ve lâ mâteti da‘vâ.
Evet yâ Rabbi. Senin fazlın ve rahmetin olmasaydı bizden hiçbir şey temizlenmezdi. Ne bir niyet selâmete ererdi. Ne bir kalp sebât ederdi. Ne bir hamd sahîh olurdu. Ne bir şükür ayakta dururdu. Ne de bir dava ölürdü.
أنت تُزكّي من تشاء. وأنت تُطهّر من تشاء. وأنت تحفظُ من تشاء. وأنت تردُّ العبدَ إليكَ من حيثُ لا يشعر.
Ente tüzekkî men teşâ’. Ve ente tütahhiru men teşâ’. Ve ente tahfezu men teşâ’. Ve ente teruddü’l-abde ileyke min haysü lâ yeş‘ur.
Sen dilediğini temize çıkarırsın. Sen dilediğini arındırırsın. Sen dilediğini korursun. Ve kulu, hiç farkında olmadığı yerden Kendine döndürürsün.
فزكّنا يا ربّ، لا تزكيةَ ادّعاء، بل تزكيةَ سترٍ وصدقٍ وإخلاص. طهّرنا، لا طهارةَ من يرى نفسه طاهرًا، بل طهارةَ من يرى أنه لا ينجو إلا بك.
Fezekkinâ yâ Rabb, lâ tezkiyete iddiâ, bel tezkiyete setrin ve sıdkın ve ihlâs. Tahhirnâ, lâ tahârate men yerâ nefsehû tâhıran, bel tahârate men yerâ ennehû lâ yencû illâ bik.
Öyleyse bizi temize çıkar yâ Rabbi — bir iddia temizliğiyle değil, bir örtme, doğruluk ve ihlâs temizliğiyle. Bizi arındır — kendini temiz gören birinin temizliğiyle değil, ancak Seninle kurtulacağını gören birinin temizliğiyle.
يا ربّ، اجعل كلَّ حمدٍ يهدمُ فينا العُجب. وكلَّ شكرٍ يزيدُنا فقرًا. وكلَّ فهمٍ يزيدُنا أدبًا. وكلَّ فتحٍ يزيدُنا حذرًا من أنفسنا. وكلَّ كتابةٍ تزيدُنا محوًا. وكلَّ نورٍ يزيدُنا سجودًا.
Yâ Rabb, ic‘al külle hamdin yehdimü fîne’l-ucb. Ve külle şükrin yezîdünâ fakrâ. Ve külle fehmin yezîdünâ edebâ. Ve külle fethin yezîdünâ hazeran min enfüsinâ. Ve külle kitâbetin tezîdünâ mahvâ. Ve külle nûrin yezîdünâ sücûdâ.
Yâ Rabbi! Her hamdi, içimizdeki ucbu yıkan kıl. Her şükrü, bizi Sana daha fakir kılan. Her anlayışı, bize edep artıran. Her fethi, bizi nefislerimize karşı daha ihtiyatlı kılan. Her yazıyı, bize mahv artıran. Ve her nûru, bize secde artıran kıl.
ولا تجعل لنا من أنفسنا حظًّا في حمدك. ولا نصيبًا من دعوى عند ذكرك. ولا مقامًا نتفرّجُ به على أنفسنا. ولا حالًا نُعجبُ به دونك.
Ve lâ tec‘al lenâ min enfüsinâ hazzan fî hamdik. Ve lâ nasîben min da‘vâ inde zikrik. Ve lâ makâmen neteferrecü bihî alâ enfüsinâ. Ve lâ hâlen nu‘cebü bihî dûnek.
Ve bize, hamdinde nefsimizden bir pay verme. Zikrinde bir dava nasibi verme. Kendimizi seyrettiğimiz bir makam verme. Ve Sensiz kendisiyle böbürlendiğimiz bir hâl verme.
يا ربّ، خذنا من رؤيةِ العمل، إلى رؤيةِ المنّة. ومن رؤيةِ المنّة، إلى رؤيةِ المنعِم. ومن رؤيةِ المنعم، إلى سقوطِ رؤيةِ النفس.
Yâ Rabb, huznâ min ru’yeti’l-amel, ilâ ru’yeti’l-minneh. Ve min ru’yeti’l-minneh, ilâ ru’yeti’l-mün‘ım. Ve min ru’yeti’l-mün‘ım, ilâ sukûti ru’yeti’n-nefs.
Yâ Rabbi! Bizi ameli görmekten, minneti görmeye götür. Minneti görmekten, Mün‘ım’i görmeye. Mün‘ım’i görmekten de, nefsi görmenin düşüp yok olmasına götür.
حتى إذا قيلَ: من فعل؟ قلنا: الله. وإذا قيلَ: من أعان؟ قلنا: الله. وإذا قيلَ: من حفظ؟ قلنا: الله. وإذا قيلَ: من علّم؟ قلنا: الله. وإذا قيلَ: من أجرى الحمد؟ قلنا: الله.
Hattâ izâ kîle: men feale? Kulnâ: Allâh. Ve izâ kîle: men eâne? Kulnâ: Allâh. Ve izâ kîle: men hafiza? Kulnâ: Allâh. Ve izâ kîle: men alleme? Kulnâ: Allâh. Ve izâ kîle: men ecre’l-hamd? Kulnâ: Allâh.
Tâ ki: “Kim yaptı?” dendiğinde “Allah” diyelim. “Kim yardım etti?” dendiğinde “Allah” diyelim. “Kim korudu?” dendiğinde “Allah” diyelim. “Kim öğretti?” dendiğinde “Allah” diyelim. “Hamdi kim akıttı?” dendiğinde “Allah” diyelim.
ثم لا يبقى بعد ذلك إلا:
Sümme lâ yebkâ ba‘de zâlike illâ:
Sonra bundan sonra geriye şundan başkası kalmaz:
اللّٰهُ وَلِيُّ الَّذِينَ آمَنُوا، يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ.
Allâhü veliyyü’llezîne âmenû, yuhricühüm mine’z-zulümâti ile’n-nûr.
“Allah, îmân edenlerin velîsidir; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.” (Bakara, 257)
يا ربّ، أخرجنا من ظلمةِ النفسِ إلى نوركَ. ومن ظلمةِ العُجبِ إلى نورِ الإخلاص. ومن ظلمةِ رؤيةِ العملِ إلى نورِ رؤيةِ الفضل. ومن ظلمةِ الوقوفِ عند الحالِ إلى نورِ الثباتِ على الأمر.
Yâ Rabb, ahricnâ min zulmeti’n-nefsi ilâ nûrik. Ve min zulmeti’l-ucbi ilâ nûri’l-ihlâs. Ve min zulmeti ru’yeti’l-ameli ilâ nûri ru’yeti’l-fadl. Ve min zulmeti’l-vukûfi inde’l-hâli ilâ nûri’s-sebâti ale’l-emr.
Yâ Rabbi! Bizi nefis karanlığından nûruna çıkar. Ucub karanlığından ihlâs nûruna. Ameli görme karanlığından, Senin fazlını görme nûruna. Ve hâlin yanında durup kalma karanlığından, Senin emrin üzere sebât etme nûruna çıkar.
واجعل آخرَ كلِّ كشفٍ حمدًا. وآخرَ كلِّ حمدٍ تواضعًا. وآخرَ كلِّ تواضعٍ قربًا. وآخرَ كلِّ قربٍ فنـاءَ دعوى. وآخرَ كلِّ دعوى محوًا. وآخرَ كلِّ محوٍ:
Ve’c‘al âhıra külli keşfin hamdâ. Ve âhıra külli hamdin tevâduâ. Ve âhıra külli tevâduın kurbâ. Ve âhıra külli kurbin fenâe da‘vâ. Ve âhıra külli da‘vâ mahvâ. Ve âhıra külli mahvin:
Ve her keşfin sonunu bir hamd kıl. Her hamdin sonunu bir tevâzu. Her tevâzunun sonunu bir yakınlık. Her yakınlığın sonunu bir davanın fenâsı. Her davanın sonunu bir mahv. Ve her mahvın sonunu da şu kıl:
الْحَمْدُ لِلّٰهِ.
El-hamdü lillâh.
Hamd Allah’a mahsustur.
حسبنا الله ونعم الوكيل. نعم المولى ونعم النصير.
Hasbünallâhü ve ni‘me’l-vekîl. Ni‘me’l-mevlâ ve ni‘me’n-nasîr.
Allah bize yeter; O ne güzel vekildir. O ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır.
اللهم صلِّ وسلّم وبارك على سيدنا محمد، عبدِك ورسولِك، أكملِ الخلقِ عبوديةً، وأعظمِهم حمدًا، وأصدقِهم فقرًا إليك.
Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammed, abdike ve rasûlik, ekmeli’l-halkı ubûdiyyeten, ve a‘zamihim hamden, ve asdekıhim fakran ileyk.
Allah’ım! Kulun ve Rasûlün, kulluğu en kâmil, hamdi en büyük ve Sana muhtaçlığı en sâdık olan Efendimiz Muhammed’e salât, selâm ve bereket eyle.