← el-MahvîHavf MünâcâtıTRARENPDF ↓

مُنَاجَاةُ الْخَوْفِ عَلَى النِّعْمَةِ

«الْفَتْحُ فِتْنَةٌ، وَالْمَنْعُ رَحْمَةٌ»


Havf Münâcâtı

Verilene Değil, Verene

Dünyanın kaybından değil; nimete kapılıp Vereni unutmaktan, hamdin bir nefis payına dönüşmesinden, mahvdan sonra tekrar davaya düşmekten korkmanın münâcâtı — «bizi bir an bile nefsimize bırakma». Arapça aslı, Latin okunuşu ve Türkçesiyle.

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Bismillâhi’r-rahmâni’r-rahîm

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

اَللّٰهُمَّ يَا مَنْ رَدَدْتَ الْقَلْبَ إِلَيْكَ بَعْدَ تِيهِهِ، وَأَذَقْتَهُ حَلَاوَةَ الرُّجُوعِ بَعْدَ غَفْلَتِهِ، وَجَعَلْتَ الدُّعَاءَ لَهُ بَيْتًا بَعْدَ وَحْشَتِهِ؛ لَا تَكِلْهُ إِلَى نَفْسِهِ طَرْفَةَ عَيْنٍ.

Allâhümme yâ men radedte’l-kalbe ileyke ba‘de tîhih, ve ezaktehû halâvete’r-rucûi ba‘de gafletih, ve cealte’d-duâe lehû beyten ba‘de vahşetih; lâ tekilhü ilâ nefsihî tarfete ayn.

Allah’ım! Ey kalbi, şaşkınlığından sonra Kendine döndüren; ona, gafletinden sonra dönüşün tatlılığını tattıran; ve yalnızlığından sonra duayı ona bir ev kılan! Onu göz açıp kapayıncaya kadar bile kendi nefsine bırakma.

يَا رَبِّ، إِنَّا لَا نَخَافُ ضَيَاعَ الدُّنْيَا، وَلَا نَخَافُ فَوَاتَ الْمَالِ، وَلَا نَخَافُ انْغِلَاقَ الْأَبْوَابِ، وَلٰكِنَّا نَخَافُ أَنْ نَغْفَلَ عَمَّنْ فَتَحَ، وَأَنْ نَتَعَلَّقَ بِمَا فَتَحَ، وَأَنْ نَنْسَى أَنَّ الْفَتْحَ فِتْنَةٌ كَمَا أَنَّ الْمَنْعَ رَحْمَةٌ.

Yâ Rabbi, innâ lâ nehâfü dayâa’d-dünyâ, ve lâ nehâfü fevâte’l-mâl, ve lâ nehâfü inğilâka’l-ebvâb, ve lâkinnâ nehâfü en nağfele ammen feteh, ve en neteallaka bimâ feteh, ve en nensâ enne’l-fethe fitnetün kemâ enne’l-men‘a rahmeh.

Yâ Rabbi! Biz dünyanın kaybından korkmuyoruz, malın elden gitmesinden korkmuyoruz, kapıların kapanmasından korkmuyoruz; ama kapıyı Açan’dan gafil olmaktan, açtığı şeye tutulmaktan ve fethin de —tıpkı men‘in bir rahmet oluşu gibi— bir fitne olduğunu unutmaktan korkuyoruz.

اَللّٰهُمَّ إِنْ كُنَّا قَدْ ذُقْنَا مِنْ قُرْبِكَ شَيْئًا، فَلَا تَجْعَلْنَا بَعْدَهُ مِنَ الْمَحْرُومِينَ. وَإِنْ كُنَّا قَدْ عَرَفْنَا طَرِيقَ الرُّجُوعِ، فَلَا تَطْرُدْنَا عَنْ بَابِكَ بِغُرُورِنَا. وَإِنْ كُنَّا قَدْ قُلْنَا: اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ، فَلَا تَجْعَلِ الْحَمْدَ حُجَّةً عَلَيْنَا إِذَا طَلَبْنَا فِيهِ حَظًّا لِأَنْفُسِنَا.

Allâhümme in künnâ kad zuknâ min kurbike şey’en, felâ tec‘alnâ ba‘dehû mine’l-mahrûmîn. Ve in künnâ kad arafnâ tarîka’r-rucûi, felâ tetrudnâ an bâbike biğurûrinâ. Ve in künnâ kad kulnâ: el-hamdü lillâh, felâ tec‘ali’l-hamde hücceten aleynâ izâ talebnâ fîhi hazzan lienfüsinâ.

Allah’ım! Eğer Senin yakınlığından bir şey tattıysak, ondan sonra bizi mahrumlardan kılma. Eğer dönüş yolunu öğrendiysek, gururumuzla bizi kapından kovma. Ve eğer “el-hamdü lillâh” dediysek, onda kendimize bir pay aradığımızda hamdi aleyhimize bir delil kılma.

يَا مَنْ يُقَلِّبُ الْقُلُوبَ، ثَبِّتْ قُلُوبَنَا عَلَى دِينِكَ. وَيَا مَنْ يَصْرِفُ الْقُلُوبَ، صَرِّفْ قُلُوبَنَا إِلَى طَاعَتِكَ. وَيَا مَنْ يَرُدُّ الْعَبْدَ إِلَيْهِ، رُدَّنَا إِلَيْكَ رَدًّا جَمِيلًا، لَا رَدًّا بِالْكَسْرِ، بَلْ رَدًّا بِاللُّطْفِ، لَا رَدًّا بِالْحِرْمَانِ، بَلْ رَدًّا بِالرَّحْمَةِ.

Yâ men yükallibü’l-kulûb, sebbit kulûbenâ alâ dînik. Ve yâ men yasrifü’l-kulûb, sarrif kulûbenâ ilâ tâatik. Ve yâ men yeruddü’l-abde ileyh, ruddenâ ileyke redden cemîlâ, lâ redden bi’l-kesr, bel redden bi’l-lutf, lâ redden bi’l-hırmân, bel redden bi’r-rahmeh.

Ey kalpleri çeviren! Kalplerimizi dinin üzere sabit kıl. Ey kalplere yön veren! Kalplerimizi Sana itaate yönelt. Ey kulu Kendine döndüren! Bizi Sana güzel bir dönüşle döndür — kırarak değil lütfederek, mahrum bırakarak değil rahmetle.

اَللّٰهُمَّ اجْعَلْ خَوْفَنَا مِنْكَ نُورًا، لَا يَأْسًا. وَاجْعَلْ وَجَلَنَا مِنْكَ أَدَبًا، لَا قُنُوطًا. وَاجْعَلْ خَشْيَتَنَا مِنْكَ حِفْظًا، لَا هَلَعًا.

Allâhümme’c‘al havfenâ minke nûran, lâ ye’sâ. Ve’c‘al vecelenâ minke edeben, lâ kunûtâ. Ve’c‘al haşyetenâ minke hıfzan, lâ helaâ.

Allah’ım! Senden korkumuzu bir nûr kıl, bir ümitsizlik değil. Senden ürpertimizi bir edep kıl, bir yeis değil. Senden haşyetimizi bir koruma kıl, bir dehşet değil.

رَبَّنَا، لَا تَسْلُبْ مِنَّا مَا عَرَّفْتَنَا، وَلَا تَحْجُبْ عَنَّا مَا أَذَقْتَنَا، وَلَا تَرُدَّنَا إِلَى ظُلْمَةٍ بَعْدَ نُورٍ، وَلَا إِلَى غَفْلَةٍ بَعْدَ ذِكْرٍ، وَلَا إِلَى دَعْوَى بَعْدَ مَحْوٍ، وَلَا إِلَى أَنَانِيَّةٍ بَعْدَ حَمْدٍ.

Rabbenâ, lâ teslüb minnâ mâ arraftenâ, ve lâ tahcüb annâ mâ ezaktenâ, ve lâ teruddenâ ilâ zulmetin ba‘de nûr, ve lâ ilâ gafletin ba‘de zikr, ve lâ ilâ da‘vâ ba‘de mahv, ve lâ ilâ enâniyyetin ba‘de hamd.

Rabbimiz! Bize tanıttığını bizden çekip alma; bize tattırdığını bizden gizleme; bizi nûrdan sonra karanlığa, zikirden sonra gaflete, mahvdan sonra davaya, hamdden sonra benliğe döndürme.

اَللّٰهُمَّ إِنَّا نَخَافُ أَنْ نُحِبَّ النِّعْمَةَ أَكْثَرَ مِنَ الْمُنْعِمِ، وَنَخَافُ أَنْ نَفْرَحَ بِالْفَتْحِ وَنَنْسَى الْفَتَّاحَ، وَنَخَافُ أَنْ نَطْمَئِنَّ إِلَى مَا فِي أَيْدِينَا وَنَغْفَلَ عَمَّنْ قَلْبُنَا بِيَدِهِ.

Allâhümme innâ nehâfü en nuhibbe’n-ni‘mete eksere mine’l-mün‘ım, ve nehâfü en nefraha bi’l-fethi ve nensa’l-fettâh, ve nehâfü en natmainne ilâ mâ fî eydînâ ve nağfele ammen kalbünâ biyedih.

Allah’ım! Nimeti, Verenden daha çok sevmekten korkuyoruz; fetihle sevinip Fettâh’ı unutmaktan korkuyoruz; ve elimizdekine güvenip kalbimiz elinde Olan’dan gafil olmaktan korkuyoruz.

فَاحْفَظْنَا مِنَّا، وَاحْفَظْنَا بِكَ، وَاحْفَظْنَا لَكَ، وَلَا تَجْعَلْنَا مِمَّنْ أُعْطُوا فَنَسُوا، وَلَا مِمَّنْ فُتِحَ لَهُمْ فَاغْتَرُّوا، وَلَا مِمَّنْ تَكَلَّمُوا بِالْحَمْدِ ثُمَّ طَلَبُوا بِهِ مَنْزِلَةً عِنْدَ النَّاسِ.

Fahfaznâ minnâ, va’hfaznâ bik, va’hfaznâ lek, ve lâ tec‘alnâ mimmen u‘tû fenesû, ve lâ mimmen fütiha lehüm fağterrû, ve lâ mimmen tekellemû bi’l-hamdi sümme talebû bihî menzileten inde’n-nâs.

Öyleyse bizi bizden koru; bizi Seninle koru; bizi Senin için koru. Bizi, verilip de unutanlardan kılma; kendilerine açılıp da aldananlardan kılma; hamd ile konuşup sonra onunla insanlar katında bir mevki arayanlardan kılma.

يَا رَبِّ، إِنْ أَعْطَيْتَ فَثَبِّتْنَا، وَإِنْ مَنَعْتَ فَارْضِنَا، وَإِنْ قَرَّبْتَ فَأَدِّبْنَا، وَإِنْ حَذَّرْتَ فَأَيْقِظْنَا، وَإِنْ كَشَفْتَ لَنَا حَظَّ نُفُوسِنَا فَلَا تَفْضَحْنَا، بَلْ اسْتُرْنَا، وَطَهِّرْنَا، وَرُدَّنَا إِلَيْكَ.

Yâ Rabbi, in a‘tayte fesebbitnâ, ve in mena‘te fardınâ, ve in karrabte feeddibnâ, ve in hazzerte feeykıznâ, ve in keşefte lenâ hazza nüfûsinâ felâ tefdahnâ, beli’stürnâ, ve tahhirnâ, ve ruddenâ ileyk.

Yâ Rabbi! Verirsen bizi sabit kıl; men edersen bizi razı eyle; yaklaştırırsan bizi edeplendir; sakındırırsan bizi uyandır; ve nefislerimizin payını bize açığa çıkarırsan bizi rüsvâ etme; bilakis bizi ört, bizi temizle ve bizi Kendine döndür.

اَللّٰهُمَّ اجْعَلْنَا نَخَافُكَ كَأَنَّنَا نَرَاكَ، وَنَرْجُوكَ كَأَنَّنَا لَا نَرَى إِلَّا رَحْمَتَكَ، وَنَحْمَدُكَ كَأَنَّ الْحَمْدَ آخِرُ مَا نَمْلِكُ، وَنَتَوَكَّلُ عَلَيْكَ كَأَنَّنَا لَا نَمْلِكُ شَيْئًا أَصْلًا.

Allâhümme’c‘alnâ nehâfüke keennenâ nerâk, ve nercûke keennenâ lâ nerâ illâ rahmetek, ve nahmedüke keenne’l-hamde âhıru mâ nemlik, ve netevekkelü aleyke keennenâ lâ nemlikü şey’en aslâ.

Allah’ım! Bizi öyle kıl ki: Senden, Seni görüyormuşuz gibi korkalım; Senden, rahmetinden başka bir şey görmüyormuşuz gibi ümit edelim; Sana, hamd elimizdeki son şeymiş gibi hamdedelim; ve Sana, aslında hiçbir şeye sahip değilmişiz gibi tevekkül edelim.

حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ، نِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ.

Hasbünallâhü ve ni‘me’l-vekîl, ni‘me’l-mevlâ ve ni‘me’n-nasîr.

Allah bize yeter; O ne güzel vekildir. O ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır.

وَآخِرُ دَعْوَانَا أَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ