← el-MahvîHüzzî İleyki RisâlesiTRARENPDF ↓

رِسَالَةُ هُزِّي إِلَيْكِ

فِي أَنَّ الثَّمَرَ مِنَ اللّٰهِ، وَالْهَزَّ مِنَ الْعَبْدِ


Hüzzî İleyki Risâlesi

Meyve Allah'tan, Silkelemek Kuldan

Meryem'e «hurma dalını kendine doğru silkele» denişinden: meyve Allah'tan, silkelemek kuldan; kul çalışır ama hareket bir sebep değil, bir edeptir — ve düşen her meyvede «bu, Rabbimin fazlındandır». Arapça aslı, Latin okunuşu ve Türkçesiyle.

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Bismillâhi’r-rahmâni’r-rahîm

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ، وَلِلّٰهِ الْحَمْدُ.

Ve’l-hamdü lillâh, ve lillâhi’l-hamd.

Hamd Allah’adır, ve hamd yalnız Allah’ındır.

يا ربّ، علّمتَنا أنَّ الثمرَ ليس من اليد، وإنما اليدُ تُؤمَر أن تهزّ. وعلّمتَنا أنَّ الرزقَ ليس من الحركة، وإنما الحركةُ بابُ أدبٍ بين العبدِ وربّه. وعلّمتَنا أنَّ النخلةَ لا تُعطي لأنَّ العبدَ قويّ، بل لأنَّ اللهَ أمرَها أن تُعطي.

Yâ Rabb, allemtenâ enne’s-semere leyse mine’l-yed, ve innema’l-yedü tü’meru en tehüzz. Ve allemtenâ enne’r-rızka leyse mine’l-hareket, ve innema’l-hareketü bâbü edebin beyne’l-abdi ve rabbih. Ve allemtenâ enne’n-nahlete lâ tu‘tî lienne’l-abde kaviyy, bel lienna’llâhe emerahâ en tu‘tî.

Yâ Rabbi! Bize öğrettin ki meyve elden değildir; el ancak silkelemekle emrolunur. Ve bize öğrettin ki rızık hareketten değildir; hareket ancak kul ile Rabbi arasında bir edep kapısıdır. Ve bize öğrettin ki hurma ağacı, kul güçlü olduğu için vermez; bilakis Allah ona vermeyi emrettiği için verir.

فإذا هززنا، فليس الفضلُ للهزّ. وإذا سقطَ الثمر، فليس المجدُ لليد. وإذا أكلَ القلبُ من الرزق، فليس الحمدُ إلا لله.

Feizâ hezeznâ, feleyse’l-fadlü li’l-hezz. Ve izâ sekata’s-semer, feleyse’l-mecdü li’l-yed. Ve izâ ekele’l-kalbü mine’r-rızk, feleyse’l-hamdü illâ lillâh.

Öyleyse silkelersek, fazl silkeleye ait değildir. Meyve düşerse, şan ele ait değildir. Kalp rızıktan yerse, hamd ancak Allah’adır.

وَهُزِّي إِلَيْكِ بِجِذْعِ النَّخْلَةِ تُسَاقِطْ عَلَيْكِ رُطَبًا جَنِيًّا.

Ve hüzzî ileyki bicız‘ı’n-nahleti tüsâkıt aleyki rutaben ceniyyâ.

“Hurma ağacının dalını kendine doğru silkele ki üzerine taze, olgun hurma dökülsün.” (Meryem, 25)

يا ربّ، ما أعجبَ أمرك.

Yâ Rabb, mâ a‘cebe emrek.

Yâ Rabbi! İşin ne kadar şaşırtıcıdır.

تأمرُ الضعفَ أن يهزّ. وتأمرُ الجذعَ أن يُثمر. وتجعلُ الحركةَ الصغيرةَ بابًا للرزقِ الكبير.

Te’muru’d-da‘fe en yehüzz. Ve te’muru’l-cız‘a en yüsmir. Ve tec‘alü’l-harekete’s-sağîrete bâben li’r-rızkı’l-kebîr.

Zayıfa silkelemeyi emredersin. Gövdeye meyve vermeyi emredersin. Küçük bir hareketi, büyük bir rızka kapı kılarsın.

فالعبدُ لا يخلقُ الثمر. ولا يُنزلُ الرطب. ولا يملكُ سرَّ النضج.

Fe’l-abdü lâ yahluku’s-semer. Ve lâ yünzilü’r-rutab. Ve lâ yemlikü sirra’n-nüdc.

Zira kul meyveyi yaratmaz. Taze hurmayı indirmez. Olgunlaşmanın sırrına da mâlik değildir.

إنما يمدُّ يدهُ طاعةً. ويهزُّ امتثالًا. وينتظرُ فضلًا. فإذا سقطَ الثمرُ قال:

İnnemâ yemüddü yedehû tâaten. Ve yehüzzü imtisâlen. Ve yentazıru fadlen. Feizâ sekata’s-semeru kâl:

O yalnızca elini bir tâat olarak uzatır; emre uyarak silkeler; bir lütuf bekler. Meyve düşünce de der ki:

هَٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّي.

Hâzâ min fadli rabbî.

“Bu, Rabbimin fazlındandır.” (Neml, 40)

يا ربّ، إن كان في القلبِ جذعٌ يابس، فأنتَ تُخرجُ منه الرطبَ الجنيّ. وإن كان في الصدرِ تعب، فأنتَ تجعلُ التعبَ بابَ ولادة. وإن كان في الطريقِ وحشة، فأنتَ تجعلُ الوحشةَ موضعَ نداء. وإن كان في العبدِ عجز، فأنتَ تجعلُ العجزَ بابَ كرامة.

Yâ Rabb, in kâne fi’l-kalbi cız‘un yâbis, feente tuhricü minhü’r-rutabe’l-ceniyy. Ve in kâne fi’s-sadri teab, feente tec‘alü’t-teabe bâbe vilâdeh. Ve in kâne fi’t-tarîkı vahşeh, feente tec‘alü’l-vahşete mevdıa nidâ’. Ve in kâne fi’l-abdi acz, feente tec‘alü’l-acze bâbe kerâmeh.

Yâ Rabbi! Kalpte kurumuş bir gövde varsa, ondan taze, olgun hurmayı Sen çıkarırsın. Göğüste bir yorgunluk varsa, o yorgunluğu bir doğum kapısı kılarsın. Yolda bir yalnızlık varsa, o yalnızlığı bir yakarış yeri kılarsın. Kulda bir acz varsa, o aczi bir kerâmet kapısı kılarsın.

فسبحانَ من لا يحتاجُ إلى قوّةِ العبد، ولكنه يحبُّ من العبدِ صدقَ التوجّه.

Fesübhâne men lâ yahtâcü ilâ kuvveti’l-abd, ve lâkinnehû yühıbbü mine’l-abdi sıdka’t-teveccüh.

Kulun gücüne muhtaç olmayan, lâkin kuldan yönelişteki sıdkı seven Zât, her türlü noksandan münezzehtir.

سبحانَ من لا يعجزُه أن يُسقطَ الثمرَ بلا هزّ، ولكنه يعلّمُ العبدَ أنَّ الأدبَ أن يتحرّكَ بأمره، لا أن يتفرّجَ على عطائه.

Sübhâne men lâ yu‘cizühû en yüskıta’s-semere bilâ hezz, ve lâkinnehû yuallimü’l-abde enne’l-edebe en yeteharreke biemrih, lâ en yeteferrace alâ atâih.

Meyveyi silkelemeden düşürmek kendisini âciz bırakmayan; lâkin kula, edebin O’nun emriyle hareket etmek olduğunu — atâsını uzaktan seyretmek değil — öğreten Zât münezzehtir.

يا ربّ، اجعل لنا من كلِّ ضيقٍ نخلة. ومن كلِّ سكونٍ أمرًا. ومن كلِّ ألمٍ ثمرة. ومن كلِّ انتظارٍ رزقًا. ومن كلِّ هزّةٍ حمدًا.

Yâ Rabb, ic‘al lenâ min külli dîkın nahleh. Ve min külli sükûnin emrâ. Ve min külli elemin semereh. Ve min külli intizârin rızkâ. Ve min külli hezzetin hamdâ.

Yâ Rabbi! Bize her darlıktan bir hurma ağacı kıl. Her durgunluktan bir emir. Her elemden bir meyve. Her bekleyişten bir rızık. Ve her silkelemeden bir hamd kıl.

ولا تجعلنا إذا سقطَ الثمرُ نقول: نحنُ هززنا. بل اجعلنا نقول:

Ve lâ tec‘alnâ izâ sekata’s-semeru nekûl: nahnu hezeznâ. Bel’c‘alnâ nekûl:

Ve bizi, meyve düştüğünde “biz silkeledik” diyenlerden kılma. Bilakis bizi şunu diyenlerden kıl:

أنتَ أمرتَ. وأنتَ أنضجتَ. وأنتَ أسقطتَ. وأنتَ أطعمتَ. وأنتَ سترتَ. وأنتَ كفيتَ.

Ente emert. Ve ente endact. Ve ente eskatt. Ve ente et‘amt. Ve ente setert. Ve ente kefeyt.

Sen emrettin. Sen olgunlaştırdın. Sen düşürdün. Sen yedirdin. Sen örttün. Sen bize yettin.

يا ربّ، إذا أمرتَنا أن نهزّ، فحرّكنا بك. وإذا أسقطتَ الثمر، فاحفظنا من رؤيته لأنفسنا. وإذا أطعمتَنا، فلا تجعل الرزقَ حجابًا عن الرازق. وإذا أخرجتَ منّا أثرًا، فلا تجعل الأثرَ فتنةً لنا.

Yâ Rabb, izâ emertenâ en nehüzz, feharriknâ bik. Ve izâ eskatte’s-semer, fahfaznâ min ru’yetihî lienfüsinâ. Ve izâ et‘amtenâ, felâ tec‘ali’r-rızka hicâben ani’r-Râzık. Ve izâ ahracte minnâ eseran, felâ tec‘ali’l-esera fitneten lenâ.

Yâ Rabbi! Bize silkelemeyi emrettiğinde, bizi Seninle hareket ettir. Meyveyi düşürdüğünde, onu kendimize mâl edip görmekten bizi koru. Bize yedirdiğinde, rızkı Rezzâk’tan perdeleyen bir hicap kılma. Bizden bir eser çıkardığında, o eseri bize bir fitne kılma.

اجعل العملَ طاعة. واجعل الثمرَ نعمة. واجعل النعمةَ شكرًا. واجعل الشكرَ حمدًا. واجعل الحمدَ رجوعًا إليك.

İc‘ali’l-amele tâah. Ve’c‘ali’s-semere ni‘meh. Ve’c‘ali’n-ni‘mete şükrâ. Ve’c‘ali’ş-şükra hamdâ. Ve’c‘ali’l-hamde rucûan ileyk.

Ameli bir tâat kıl. Meyveyi bir nimet kıl. Nimeti bir şükür kıl. Şükrü bir hamd kıl. Hamdi de Sana bir dönüş kıl.

حسبنا الله ونعم الوكيل. نعم المولى ونعم النصير.

Hasbünallâhü ve ni‘me’l-vekîl. Ni‘me’l-mevlâ ve ni‘me’n-nasîr.

Allah bize yeter; O ne güzel vekildir. O ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır.

وَآخِرُ دَعْوَانَا أَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ