فِي حَمْلِ النِّعْمَةِ، وَخَوْفِ التَّقْصِيرِ، وَالسُّكُونِ إِلَى اللّٰهِ
Emânet ve Vekâlet Risâlesi
Nimeti Taşımak, Allah'a Sükûn
Nimeti taşımanın ağırlığı ve «Hasbünallâhü ve ni'me'l-vekîl» sükûneti: Allah vekîl olunca kul çalışmayı bırakmaz, yükü O'na verir — ve af, mağfiret, rahmet niyâzı. Arapça aslı, Latin okunuşu ve Türkçesiyle.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Bismillâhi’r-rahmâni’r-rahîm
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ، وَلِلّٰهِ الْحَمْدُ.
Ve’l-hamdü lillâh, ve lillâhi’l-hamd.
Hamd Allah’adır, ve hamd yalnız Allah’ındır.
الحمدُ للهِ الَّذي يُعطي النعمة، ثم لا يتركُ العبدَ وحدهُ تحتَ ثِقَلِها.
El-hamdü lillâhillezî yu‘ti’n-ni‘meh, sümme lâ yetrukü’l-abde vahdehû tahte sikalihâ.
Hamd, nimeti veren, sonra kulu onun ağırlığı altında tek başına bırakmayan Allah’a mahsustur.
الحمدُ للهِ الَّذي يُكرم، ثم يُعينُ على شكرِ الكرامة.
El-hamdü lillâhillezî yükrim, sümme yuînü alâ şükri’l-kerâmeh.
Hamd, ikram eden, sonra o ikramın şükrüne yardım eden Allah’a mahsustur.
الحمدُ للهِ الَّذي يفتحُ، ثم يحفظُ القلبَ من أن يضيعَ في الفتح.
El-hamdü lillâhillezî yeftehu, sümme yahfezu’l-kalbe min en yedîa fi’l-feth.
Hamd, fetih veren, sonra kalbi o fetihte kaybolmaktan koruyan Allah’a mahsustur.
الحمدُ للهِ الَّذي يُحمّلُ الأمانة، ثم يكونُ هو الوكيلَ عليها، والمولى فيها، والنصيرَ بها.
El-hamdü lillâhillezî yühammilü’l-emâneh, sümme yekûnü hüve’l-vekîle aleyhâ, ve’l-mevlâ fîhâ, ve’n-nasîra bihâ.
Hamd, emaneti yükleyen, sonra onun üzerine vekîl, onda mevlâ ve onunla nasîr olan Allah’a mahsustur.
يا ربّ، إنَّ نعمكَ عظيمة، وأماناتكَ جليلة، والعبدُ ضعيفٌ بين يديك.
Yâ Rabb, inne ni‘ameke azîmeh, ve emânâtike celîleh, ve’l-abdü daîfün beyne yedeyk.
Yâ Rabbi! Nimetlerin büyüktür, emanetlerin ulvîdir; kul ise Senin huzurunda zayıftır.
يرى ما أعطيتَه، فيقول: كيف أحمل؟ ويرى ما فتحتَه، فيقول: كيف أثبت؟ ويرى ما علّمتَه، فيقول: كيف لا أضيّع؟ ويرى ما قرّبتَه، فيقول: كيف لا أُحجب؟
Yerâ mâ a‘taytehû, feyekûl: keyfe ahmil? Ve yerâ mâ fetahtehû, feyekûl: keyfe esbüt? Ve yerâ mâ allemtehû, feyekûl: keyfe lâ üdayyi‘? Ve yerâ mâ karrabtehû, feyekûl: keyfe lâ uhceb?
Ona verdiğini görür de “Nasıl taşıyayım?” der. Ona açtığını görür de “Nasıl sebât edeyim?” der. Ona öğrettiğini görür de “Nasıl zâyi etmeyeyim?” der. Ona yaklaştırdığını görür de “Nasıl perdelenmeyeyim?” der.
ثم لا يجدُ ملجأً إلا أن يقول:
Sümme lâ yecidü melceen illâ en yekûl:
Sonra şunu demekten başka bir sığınak bulamaz:
حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ.
Hasbünallâhü ve ni‘me’l-vekîl.
“Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” (Âl-i İmrân, 173)
اللهُ يكفينا. لا قوّتنا تكفينا. ولا فهمُنا يكفينا. ولا قلمُنا يكفينا. ولا قلبُنا يكفينا. ولا صدقُنا يكفينا إن لم تحفظهُ أنت.
Allâhü yekfînâ. Lâ kuvvetünâ tekfînâ. Ve lâ fehmünâ yekfînâ. Ve lâ kalemünâ yekfînâ. Ve lâ kalbünâ yekfînâ. Ve lâ sıdkunâ yekfînâ in lem tahfazhü ent.
Allah bize yeter. Kuvvetimiz bize yetmez. Anlayışımız bize yetmez. Kalemimiz bize yetmez. Kalbimiz bize yetmez. Sadâkatimiz de, Sen onu korumazsan, bize yetmez.
أنتَ تكفينا يا ربّ.
Ente tekfînâ yâ Rabb.
Bize Sen yetersin yâ Rabbi.
أنتَ الوكيلُ إذا كَبُرت الأمانة. وأنتَ المولى إذا ضعفَ العبد. وأنتَ النصيرُ إذا خافَ القلبُ من نفسه. وأنتَ الحافظُ إذا كثُرت النعمُ وخافَ العبدُ من التقصير.
Ente’l-vekîlü izâ kebüreti’l-emâneh. Ve ente’l-mevlâ izâ daüfe’l-abd. Ve ente’n-nasîru izâ hâfe’l-kalbü min nefsih. Ve ente’l-hâfizu izâ kesürati’n-ni‘amü ve hâfe’l-abdü mine’t-taksîr.
Emanet büyüdüğünde vekîl Sensin. Kul zayıfladığında mevlâ Sensin. Kalp kendi nefsinden korktuğunda nasîr Sensin. Nimetler çoğalıp da kul kusur etmekten korktuğunda hâfız Sensin.
نِعْمَ الْمَوْلَىٰ وَنِعْمَ النَّصِيرُ.
Ni‘me’l-mevlâ ve ni‘me’n-nasîr.
“O ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır.” (Enfâl, 40)
يا ربّ، لسنا نخافُ النعمةَ لأنها منك، ولكن نخافُ أن لا نؤدّي حقَّها.
Yâ Rabb, lesnâ nehâfü’n-ni‘mete liennehâ mink, ve lâkin nehâfü en lâ nüeddiye hakkahâ.
Yâ Rabbi! Biz nimetten, Senden geldiği için korkmuyoruz; lâkin onun hakkını edâ edememekten korkuyoruz.
ولسنا نخافُ الطريقَ إذا كنتَ معنا، ولكن نخافُ أن نُتركَ لأنفسنا طرفةَ عين.
Ve lesnâ nehâfü’t-tarîka izâ künte meanâ, ve lâkin nehâfü en nütreke lienfüsinâ tarfete ayn.
Sen bizimle olduğunda yoldan korkmuyoruz; lâkin bir göz açıp kapayıncaya kadar bile nefislerimize bırakılmaktan korkuyoruz.
ولسنا نخافُ الفتحَ إذا كان منك، ولكن نخافُ أن يدخلَ فيه حظُّ النفس، أو دعوى القلب، أو غفلةُ اللسان، أو نسيانُ الشكر.
Ve lesnâ nehâfü’l-fethe izâ kâne mink, ve lâkin nehâfü en yedhule fîhi hazzu’n-nefs, ev da‘ve’l-kalb, ev ğafletü’l-lisân, ev nisyânü’ş-şükr.
Fetih Senden olduğunda ondan korkmuyoruz; lâkin ona nefsin payının, ya da kalbin davasının, ya da dilin gafletinin, ya da şükrü unutmanın karışmasından korkuyoruz.
فاحملنا يا ربّ بما حملتنا. وأعنّا على ما أعطيتنا. واحفظنا فيما فتحتَ لنا. ولا تجعل النعمةَ حُجّةً علينا، بل اجعلها بابًا إليك.
Fahmilnâ yâ Rabb bimâ hammeltenâ. Ve einnâ alâ mâ a‘taytenâ. Va’hfaznâ fîmâ fetahte lenâ. Ve lâ tec‘ali’n-ni‘mete hüccheten aleynâ, bel’c‘alhâ bâben ileyk.
Öyleyse bize yüklediğinle bizi Sen taşı yâ Rabbi. Bize verdiğin şeyde bize yardım et. Bize açtığın şeyde bizi koru. Nimeti aleyhimize bir hüccet kılma; bilakis onu Sana bir kapı kıl.
يا ربّ، إنّ العبدَ قد يرى الخوفَ من بعيد، ثم يجدُ عندكَ سكينةً.
Yâ Rabb, inne’l-abde kad yera’l-havfe min baîd, sümme yecidü indeke sekîneh.
Yâ Rabbi! Kul, korkuyu uzaktan görebilir, sonra Senin katında bir sekînet bulur.
وقد يظنّ أنَّ الأمانةَ تُثقلُه، ثم يجدُ أنَّ قولَه: حسبنا الله، يرفعُ عنه ما لا يطيق.
Ve kad yezunnü enne’l-emânete tüskılüh, sümme yecidü enne kavlehû: hasbünallâh, yerfeu anhü mâ lâ yütîk.
Ve emanetin kendisini ağırlaştırdığını sanabilir, sonra “Hasbünallâh” demesinin, üzerinden takat getiremediği şeyi kaldırdığını bulur.
وقد يخافُ من المسؤولية، ثم يتذكّرُ أنّ الوكيلَ هو الله.
Ve kad yehâfü mine’l-mes’ûliyyeh, sümme yetezekkerü enne’l-vekîle hüva’llâh.
Ve sorumluluktan korkabilir, sonra vekîlin Allah olduğunu hatırlar.
فإذا كان اللهُ وكيلاً، فليس معنى ذلك أن يتركَ العبدُ العمل، بل أن يعملَ وهو يعلمُ أنَّ العملَ لا يقومُ إلا بالله.
Feizâ kâne’llâhü vekîlen, feleyse ma‘nâ zâlike en yetrüke’l-abdü’l-amel, bel en ya‘mele ve hüve ya‘lemü enne’l-amele lâ yekûmü illâ billâh.
Allah vekîl olduğunda, bunun mânâsı kulun ameli bırakması değildir; bilakis amel etmesi, ama amelin ancak Allah’la kāim olduğunu bilmesidir.
وإذا كان اللهُ مولى، فليس معنى ذلك أن يتكبرَ العبدُ بالولاية، بل أن ينكسرَ بين يدي من تولّاه.
Ve izâ kâne’llâhü mevlâ, feleyse ma‘nâ zâlike en yetekebbera’l-abdü bi’l-velâyeh, bel en yenkesira beyne yedey men tevellâh.
Allah mevlâ olduğunda, bunun mânâsı kulun bu velâyetle kibirlenmesi değildir; bilakis kendisini üstlenenin huzurunda kırılmasıdır.
وإذا كان اللهُ نصيرًا، فليس معنى ذلك أن يظلمَ العبدُ أحدًا، بل أن يثبتَ على الحقّ بلا خوفٍ من ضياع.
Ve izâ kâne’llâhü nasîran, feleyse ma‘nâ zâlike en yazlime’l-abdü ehadâ, bel en yesbüte ale’l-hakkı bilâ havfin min dıyâ‘.
Allah nasîr olduğunda, bunun mânâsı kulun birine zulmetmesi değildir; bilakis kaybolma korkusu olmaksızın hak üzere sebât etmesidir.
يا ربّ، علّمنا أن نتوكّلَ بلا تواكل. وأن نعملَ بلا ادّعاء. وأن نفرحَ بلا غفلة. وأن نطمئنَّ بلا أمنٍ من مكر النفس. وأن نحملَ الأمانةَ بلا نسيانٍ لحقيقتنا.
Yâ Rabb, allimnâ en netevekkele bilâ tevâkül. Ve en na‘mele bilâ iddiâ. Ve en nefraha bilâ ğafleh. Ve en natmainne bilâ emnin min mekri’n-nefs. Ve en nahmile’l-emânete bilâ nisyânin lihakîkatinâ.
Yâ Rabbi! Bize öğret: tevekkül edelim ama tembelliğe düşmeyelim. Amel edelim ama iddiasız. Sevinelim ama gafletsiz. İtmi’nân bulalım ama nefsin hilesinden emin olmaksızın. Emaneti taşıyalım ama hakikatimizi unutmaksızın.
فنحنُ عبيد. وأنتَ الربّ. نحنُ فقراء. وأنتَ الغنيّ. نحنُ ننسى. وأنتَ لا تنسى. نحنُ نخطئ. وأنتَ تغفر. نحنُ نضعف. وأنتَ تقوّي. نحنُ نضيق. وأنتَ تفتح.
Fenahnu abîd. Ve ente’r-Rabb. Nahnu fukarâ’. Ve ente’l-Ğaniyy. Nahnu nensâ. Ve ente lâ tensâ. Nahnu nuhtı’. Ve ente tağfir. Nahnu nad‘uf. Ve ente tükavvî. Nahnu nedîk. Ve ente teftehu.
Biz kullarız. Sen ise Rabbsin. Biz fakiriz. Sen ise Ganî’sin. Biz unuturuz. Sen ise unutmazsın. Biz hata ederiz. Sen ise bağışlarsın. Biz zayıflarız. Sen ise kuvvet verirsin. Biz daralırız. Sen ise açarsın.
نحنُ لا نعرفُ كيف نحمدُك كما ينبغي، وأنتَ تُعلّمنا الحمدَ ثم تقبلهُ منّا.
Nahnu lâ na‘rifü keyfe nahmedüke kemâ yenbeğî, ve ente tuallimüne’l-hamde sümme takbelühû minnâ.
Biz Sana lâyıkıyla nasıl hamdedeceğimizi bilmeyiz; Sen ise bize hamdi öğretir, sonra da onu bizden kabul edersin.
يا ربّ، إنّ من رحمتكَ أنك لم تجعل الدعاءَ بابًا للكاملين فقط، بل جعلتَه بابًا للضعفاء، والخائفين، والناسين، والمخطئين، والذين لا يعرفون كيف يحملون ما أعطيتَهم.
Yâ Rabb, inne min rahmetike enneke lem tec‘ali’d-du‘âe bâben li’l-kâmilîne fakat, bel cealtehû bâben li’d-duafâ’, ve’l-hâifîn, ve’n-nâsîn, ve’l-muhtıîn, ve’llezîne lâ ya‘rifûne keyfe yahmilûne mâ a‘taytehüm.
Yâ Rabbi! Rahmetindendir ki duayı yalnız kâmiller için bir kapı kılmadın; bilakis onu zayıflar, korkanlar, unutanlar, hata edenler ve kendilerine verdiğini nasıl taşıyacağını bilmeyenler için bir kapı kıldın.
فقلتَ لنا على لسانِ عبادكَ المؤمنين:
Fekulte lenâ alâ lisâni ibâdike’l-mü’minîn:
Böylece mü’min kullarının diliyle bize şöyle demeyi buyurdun:
رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَا إِنْ نَسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا.
Rabbenâ lâ tüâhıznâ in nesînâ ev ahta’nâ.
“Rabbimiz! Unutur veya yanılırsak bizi sorumlu tutma.” (Bakara, 286)
يا ربّ، لا تؤاخذنا إن نسينا.
Yâ Rabb, lâ tüâhıznâ in nesînâ.
Yâ Rabbi! Unutursak bizi sorumlu tutma.
لا تؤاخذنا إن نسينا قدرَ النعمة. أو نسينا شكرَها. أو نسينا ضعفَنا. أو نسينا أنَّ كلَّ شيءٍ منك. أو نسينا أنَّ آخرَ الطريقِ حمدٌ لا دعوى.
Lâ tüâhıznâ in nesînâ kadra’n-ni‘meh. Ev nesînâ şükrahâ. Ev nesînâ da‘fenâ. Ev nesînâ enne külle şey’in mink. Ev nesînâ enne âhıra’t-tarîkı hamdün lâ da‘vâ.
Nimetin kadrini unutursak bizi sorumlu tutma. Ya da şükrünü unutursak. Ya da zayıflığımızı unutursak. Ya da her şeyin Senden olduğunu unutursak. Ya da yolun sonunun dava değil, bir hamd olduğunu unutursak.
ولا تؤاخذنا إن أخطأنا.
Ve lâ tüâhıznâ in ahta’nâ.
Ve yanılırsak bizi sorumlu tutma.
إن أخطأنا في فهمٍ. أو أخطأنا في حكمٍ. أو أخطأنا في كلمةٍ. أو أخطأنا في شدّةٍ. أو أخطأنا في لينٍ في غير موضعه. أو أخطأنا حين ظننا أننا نحسنُ ونحنُ لا نحسن.
İn ahta’nâ fî fehm. Ev ahta’nâ fî hükm. Ev ahta’nâ fî kelimeh. Ev ahta’nâ fî şiddeh. Ev ahta’nâ fî lînin fî ğayri mevdııh. Ev ahta’nâ hîne zanennâ ennenâ nuhsinü ve nahnu lâ nuhsin.
Bir anlayışta yanıldıysak. Ya da bir hükümde yanıldıysak. Ya da bir kelimede yanıldıysak. Ya da bir sertlikte yanıldıysak. Ya da yeri olmayan bir yumuşaklıkta yanıldıysak. Ya da iyi yaptığımızı sanıp da aslında iyi yapmadığımızda yanıldıysak.
يا ربّ، أنتَ تعلمُ الإنسانَ من داخله. تعلمُ نيتَه قبل أن يشرحَها. وتعلمُ ضعفَه قبل أن يعتذر. وتعلمُ صدقَه وإن اختلطَ عليه التعبير. وتعلمُ خوفَه وإن لم يسمّه خوفًا. وتعلمُ حبَّه لك وإن عجزَ عن حملِ أدبِ الحبّ كما ينبغي.
Yâ Rabb, ente ta‘lemü’l-insâne min dâhilih. Ta‘lemü niyyetehû kable en yeşrahahâ. Ve ta‘lemü da‘fehû kable en ya‘tezir. Ve ta‘lemü sıdkahû ve in ihteleta aleyhi’t-ta‘bîr. Ve ta‘lemü havfehû ve in lem yüsemmihi havfâ. Ve ta‘lemü hubbehû leke ve in aceze an hamli edebi’l-hubbi kemâ yenbeğî.
Yâ Rabbi! Sen insanı içinden bilirsin. Niyetini, o açıklamadan önce bilirsin. Zayıflığını, özür dilemeden önce bilirsin. Doğruluğunu, ifadesi kendisine karışsa bile bilirsin. Korkusunu, o ona “korku” adını vermese bile bilirsin. Sana olan sevgisini, sevginin edebini lâyıkıyla taşımaktan âciz kalsa bile bilirsin.
فاغفر لنا إن قصّرنا في أدبِ ما أعطيت. واغفر لنا إن لم نعرف مقدارَ ما فتحت. واغفر لنا إن شكرنا قليلًا على نعمةٍ كثيرة. واغفر لنا إن غلبتنا إنسانيتُنا. واغفر لنا إن فرحنا فنسينا، أو خفنا فاضطربنا، أو فهمنا فظننّا أن الفهمَ لنا.
Fağfir lenâ in kassarnâ fî edebi mâ a‘tayt. Vağfir lenâ in lem na‘rif mikdâra mâ fetaht. Vağfir lenâ in şekernâ kalîlen alâ ni‘metin kesîreh. Vağfir lenâ in ğalebetnâ insâniyyetünâ. Vağfir lenâ in ferahnâ fenesînâ, ev hıfnâ fadtarabnâ, ev fehimnâ fezanennâ enne’l-fehme lenâ.
Öyleyse verdiğinin edebinde kusur ettiysek bizi bağışla. Açtığının miktarını bilemediysek bizi bağışla. Çok nimete az şükrettiysek bizi bağışla. İnsanlığımız bize galip geldiyse bizi bağışla. Sevinip de unuttuysak, ya da korkup çalkalandıysak, ya da anlayıp da anlayışın bize ait olduğunu sandıysak bizi bağışla.
يا ربّ، لا تحمل علينا إصرًا كما حملته على الذين من قبلنا.
Yâ Rabb, lâ tahmil aleynâ ısran kemâ hameltehû ale’llezîne min kablinâ.
Yâ Rabbi! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize ağır bir yük yükleme.
لا تحملنا ما يكسرُ ظهورَنا. ولا ما يُغلقُ صدورَنا. ولا ما يُدخلنا في خوفٍ لا نطيقه. ولا ما يجعلُ الطريقَ ثقيلًا حتى ننسى رحمتَك. ولا ما يحوّلُ النعمةَ إلى رعبٍ، والأمانةَ إلى يأسٍ، والقربَ إلى قسوةٍ على النفس.
Lâ tahmilnâ mâ yeksiru zuhûranâ. Ve lâ mâ yuğliku sudûranâ. Ve lâ mâ yüdhilünâ fî havfin lâ nütîkuh. Ve lâ mâ yec‘alü’t-tarîka sekîlen hattâ nensâ rahmetek. Ve lâ mâ yühavvilü’n-ni‘mete ilâ ru‘bin, ve’l-emânete ilâ ye’sin, ve’l-kurbe ilâ kasvetin ale’n-nefs.
Bize sırtımızı kıracak şeyi yükleme. Ne göğüslerimizi daraltacak şeyi. Ne takat getiremeyeceğimiz bir korkuya sokacak şeyi. Ne rahmetini unutacak kadar yolu ağırlaştıracak şeyi. Ne de nimeti bir dehşete, emaneti bir ümitsizliğe ve yakınlığı nefse bir katılığa çevirecek şeyi.
يا ربّ، لا تحمّلنا ما لا طاقةَ لنا به.
Yâ Rabb, lâ tühammilnâ mâ lâ tâkate lenâ bih.
Yâ Rabbi! Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi yükleme.
أعطنا ما نطيقُ حملهُ بك. وافتح لنا ما نطيقُ شكرَهُ بك. وأرِنا ما نطيقُ شهودَهُ بك. واكتب علينا من الخدمةِ ما لا يقطعنا عنك، بل يزيدنا افتقارًا إليك.
A‘tınâ mâ nütîku hamlehû bik. Va’fteh lenâ mâ nütîku şükrahû bik. Ve erinâ mâ nütîku şühûdehû bik. Va’ktüb aleynâ mine’l-hıdmeti mâ lâ yaktaunâ ank, bel yezîdünâ iftikâran ileyk.
Bize Seninle taşımaya güç yetirebileceğimizi ver. Bize Seninle şükrüne güç yetirebileceğimizi aç. Bize Seninle müşâhedesine güç yetirebileceğimizi göster. Ve üzerimize, bizi Senden koparmayan, bilakis Sana muhtaçlığımızı artıran bir hizmet yaz.
فإنَّ العبدَ إذا حملَ بنفسه انكسر، وإذا حملَ بك سجد. وإذا رأى نفسَهُ صاحبَ النعمة ضاع، وإذا رأى نفسَهُ محلَّ الفضل حمد. وإذا قال: أنا أحمل، تعب. وإذا قال: أنتَ تحملني، اطمأنّ.
Feinne’l-abde izâ hamele binefsihi’nkeser, ve izâ hamele bike seced. Ve izâ raâ nefsehû sâhıbe’n-ni‘meti dâa, ve izâ raâ nefsehû mahalle’l-fadli hamid. Ve izâ kâle: ene ahmil, teib. Ve izâ kâle: ente tahmilünî, itmaenn.
Zira kul kendi taşırsa kırılır, Seninle taşırsa secde eder. Kendini nimetin sahibi görürse kaybolur, kendini Senin fazlının mahalli görürse hamdeder. “Ben taşıyorum” derse yorulur, “Beni Sen taşıyorsun” derse itmi’nâna erer.
يا ربّ، واجعل خوفَنا منك خوفَ أدبٍ لا خوفَ يأس. وخوفَ قربٍ لا خوفَ طرد. وخوفَ محبٍّ يخشى أن يُحجبَ عن محبوبه، لا خوفَ عبدٍ يفرُّ من مولاه.
Yâ Rabb, ve’c‘al havfenâ minke havfe edebin lâ havfe ye’s. Ve havfe kurbin lâ havfe tard. Ve havfe muhıbbin yahşâ en yuhcebe an mahbûbih, lâ havfe abdin yefirru min mevlâh.
Yâ Rabbi! Senden korkumuzu, ümitsizlik korkusu değil bir edep korkusu kıl. Kovulma korkusu değil bir yakınlık korkusu. Mevlâsından kaçan bir kulun korkusu değil, sevdiğinden perdelenmekten korkan bir âşığın korkusu.
واجعل حبَّنا لك حبًّا يثبتُنا، لا حبًّا يُغرينا بأنفسنا. واجعل رجاءنا فيك رجاءً يُقيمنا على العمل، لا رجاءً يُوقعنا في الغفلة. واجعل توكّلنا عليك توكّلَ عبدٍ يعلمُ أنَّ الأمرَ كلهُ لله، لا توكّلَ غافلٍ يتركُ الأسبابَ ثم يدّعي التسليم.
Ve’c‘al hubbenâ leke hubben yüsebbitünâ, lâ hubben yuğrînâ bienfüsinâ. Ve’c‘al recâenâ fîke recâen yükîmünâ ale’l-amel, lâ recâen yûkıunâ fi’l-ğafleh. Ve’c‘al tevekkülenâ aleyke tevekküle abdin ya‘lemü enne’l-emre küllehû lillâh, lâ tevekküle ğâfilin yetrukü’l-esbâbe sümme yeddaî’t-teslîm.
Sana olan sevgimizi, bizi nefislerimizle aldatan bir sevgi değil, bizi sâbit kılan bir sevgi kıl. Sana olan ümidimizi, bizi gaflete düşüren bir ümit değil, bizi amel üzere ayakta tutan bir ümit kıl. Sana tevekkülümüzü, sebepleri terk edip sonra teslîmiyet iddia eden gafil bir kimsenin tevekkülü değil; işin tamamıyla Allah’a ait olduğunu bilen bir kulun tevekkülü kıl.
يا ربّ، إن قلتَ لنا: اعملوا، عملنا بك. وإن قلتَ لنا: اصبروا، صبرنا بك. وإن قلتَ لنا: اشكروا، شكرنا بك. وإن قلتَ لنا: ارجعوا، رجعنا بك. وإن قلتَ لنا: لا تخافوا، سكنّا بك. وإن قلتَ لنا: خافوا مقام ربّكم، خفنا بك ومنك وإليك.
Yâ Rabb, in kulte lenâ: i‘melû, amilnâ bik. Ve in kulte lenâ: ısbirû, sabernâ bik. Ve in kulte lenâ: üşkürû, şekernâ bik. Ve in kulte lenâ: irciû, raca‘nâ bik. Ve in kulte lenâ: lâ tehâfû, sekennâ bik. Ve in kulte lenâ: hâfû makâme rabbiküm, hıfnâ bike ve minke ve ileyk.
Yâ Rabbi! Bize “çalışın” dersen, Seninle çalışırız. “Sabredin” dersen, Seninle sabrederiz. “Şükredin” dersen, Seninle şükrederiz. “Dönün” dersen, Seninle döneriz. “Korkmayın” dersen, Seninle sükûn buluruz. “Rabbinizin makamından korkun” dersen, Seninle, Senden ve Sana korkarız.
فكلُّ حركةٍ صحيحةٍ منك. وكلُّ سكونٍ صحيحٍ منك. وكلُّ حملٍ صحيحٍ بك. وكلُّ نجاةٍ صحيحةٍ إليك.
Feküllü haraketin sahîhatin mink. Ve küllü sükûnin sahîhin mink. Ve küllü hamlin sahîhin bik. Ve küllü necâtin sahîhatin ileyk.
Öyleyse her doğru hareket Sendendir. Her doğru duruş Sendendir. Her doğru taşıma Seninledir. Her doğru kurtuluş Sanadır.
يا ربّ، إنّنا لا نطلبُ أن تُسقطَ عنّا معنى الأمانة، بل نطلبُ أن لا تُسقطنا تحتَ ثقلها. ولا نطلبُ أن تُطفئَ نورَ الفهم، بل نطلبُ أن تحفظَ القلبَ من فتنةِ النور. ولا نطلبُ أن تُقلّلَ النعمة، بل نطلبُ أن تزيدَ معها الشكرَ والأدب. ولا نطلبُ أن تبعدَ عنّا المسؤولية، بل نطلبُ أن تكونَ أنتَ وكيلَنا فيها.
Yâ Rabb, innenâ lâ natlübü en tüskıta annâ ma‘ne’l-emâneh, bel natlübü en lâ tüskıtnâ tahte sikalihâ. Ve lâ natlübü en tütfie nûra’l-fehm, bel natlübü en tahfeza’l-kalbe min fitneti’n-nûr. Ve lâ natlübü en tükallile’n-ni‘meh, bel natlübü en tezîde meahe’ş-şükra ve’l-edeb. Ve lâ natlübü en tüb‘ıde anne’l-mes’ûliyyeh, bel natlübü en tekûne ente vekîlenâ fîhâ.
Yâ Rabbi! Biz, emanetin mânâsını üzerimizden düşürmeni istemiyoruz; bilakis bizi onun ağırlığı altında ezilip düşürmemeni istiyoruz. Anlayış nûrunu söndürmeni istemiyoruz; bilakis kalbi nûrun fitnesinden korumanı istiyoruz. Nimeti azaltmanı istemiyoruz; bilakis onunla birlikte şükrü ve edebi artırmanı istiyoruz. Sorumluluğu bizden uzaklaştırmanı istemiyoruz; bilakis onda vekîlimizin Sen olmanı istiyoruz.
يا ربّ، إنّك إذا وكلتَ العبدَ إلى نفسه، ضاع. وإذا تولّيتَه، اهتدى.
Yâ Rabb, inneke izâ vekelte’l-abde ilâ nefsihi, dâa. Ve izâ tevelleytehü’htedâ.
Yâ Rabbi! Sen kulu kendi nefsine havale edersen kaybolur; onu Sen üstlenirsen hidâyete erer.
فلا تكلنا إلى أنفسنا طرفةَ عين.
Felâ tekilnâ ilâ enfüsinâ tarfete ayn.
Öyleyse bizi bir göz açıp kapayıncaya kadar bile nefislerimize bırakma.
لا تكلنا إلى ذكائنا. ولا إلى صفائنا. ولا إلى فهمنا. ولا إلى صدقنا. ولا إلى كتابتنا. ولا إلى نيتنا. ولا إلى أسبابنا.
Lâ tekilnâ ilâ zekâinâ. Ve lâ ilâ safâinâ. Ve lâ ilâ fehminâ. Ve lâ ilâ sıdkınâ. Ve lâ ilâ kitâbetinâ. Ve lâ ilâ niyyetinâ. Ve lâ ilâ esbâbinâ.
Bizi zekâmıza bırakma. Ne saflığımıza. Ne anlayışımıza. Ne sadâkatimize. Ne yazımıza. Ne niyetimize. Ne de sebeplerimize.
تولّنا أنت.
Tevellenâ ent.
Bizi Sen üstlen.
تولَّ قلوبنا. وتولَّ ألسنتنا. وتولَّ أقلامنا. وتولَّ أعمالنا. وتولَّ أبوابنا. وتولَّ ما علمنا وما لم نعلم.
Tevelle kulûbenâ. Ve tevelle elsinetenâ. Ve tevelle aklâmenâ. Ve tevelle a‘mâlenâ. Ve tevelle ebvâbenâ. Ve tevelle mâ alimnâ ve mâ lem na‘lem.
Kalplerimizi üstlen. Dillerimizi üstlen. Kalemlerimizi üstlen. Amellerimizi üstlen. Kapılarımızı üstlen. Bildiğimizi ve bilmediğimizi üstlen.
يا ربّ، واعفُ عنّا. اعفُ عن عجزنا عن شكر النعمة. واعفُ عن اضطرابنا أمام الأمانة. واعفُ عن فرحٍ لم يكتمل فيه الأدب. واعفُ عن خوفٍ لم يكتمل فيه التسليم. واعفُ عن كلامٍ خرج قبل أن ينضج. واعفُ عن حكمٍ سبق موضعه. واعفُ عن غفلةٍ دخلت بين نعمةٍ وحمدها.
Yâ Rabb, va‘fü annâ. U‘fü an aczinâ an şükri’n-ni‘meh. Va‘fü ani’dtırâbinâ emâme’l-emâneh. Va‘fü an ferahin lem yektemil fîhi’l-edeb. Va‘fü an havfin lem yektemil fîhi’t-teslîm. Va‘fü an kelâmin harace kable en yendüc. Va‘fü an hükmin sebeka mevdıah. Va‘fü an ğafletin dehalet beyne ni‘metin ve hamdihâ.
Yâ Rabbi! Bizi affet. Nimetin şükründen âciz kalışımızı affet. Emanet karşısındaki çalkantımızı affet. Edebi tamamlanmamış bir sevinci affet. Teslîmiyeti tamamlanmamış bir korkuyu affet. Olgunlaşmadan çıkan bir sözü affet. Yerinden önce verilen bir hükmü affet. Bir nimet ile onun hamdi arasına giren bir gafleti affet.
واغفر لنا. اغفر ذنوبَنا الظاهرةَ والباطنة. واغفر ما علمنا وما لم نعلم. واغفر ما قلناه وما كتمناه. واغفر ما كتبناه وما خطرَ في قلوبنا. واغفر ما حملتهُ إنسانيتُنا من ضعفٍ ونقصٍ وعجلةٍ ونسيان.
Vağfir lenâ. İğfir zünûbene’z-zâhirete ve’l-bâtıneh. Vağfir mâ alimnâ ve mâ lem na‘lem. Vağfir mâ kulnâhü ve mâ ketemnâh. Vağfir mâ ketebnâhü ve mâ hatara fî kulûbinâ. Vağfir mâ hamelethü insâniyyetünâ min da‘fin ve naksın ve aceletin ve nisyân.
Ve bizi bağışla. Açık ve gizli günahlarımızı bağışla. Bildiğimizi ve bilmediğimizi bağışla. Söylediğimizi ve gizlediğimizi bağışla. Yazdığımızı ve kalplerimizden geçeni bağışla. İnsanlığımızın taşıdığı zaaf, noksan, acele ve unutkanlığı bağışla.
وارحمنا. ارحمنا رحمةً تحملُنا. ورحمةً تعلّمنا. ورحمةً تؤدّبنا. ورحمةً لا تتركنا. ورحمةً تجعلُ النعمةَ طريقًا إليك لا حجابًا عنك.
Verhamnâ. İrhamnâ rahmeten tahmilünâ. Ve rahmeten tuallimünâ. Ve rahmeten tü’eddibünâ. Ve rahmeten lâ tetrukünâ. Ve rahmeten tec‘alü’n-ni‘mete tarîkan ileyke lâ hicâben ank.
Ve bize merhamet et. Bizi taşıyan bir rahmetle merhamet et. Bize öğreten bir rahmetle. Bizi edeplendiren bir rahmetle. Bizi bırakmayan bir rahmetle. Ve nimeti, Senden bir perde değil, Sana bir yol kılan bir rahmetle.
وَاعْفُ عَنَّا، وَاغْفِرْ لَنَا، وَارْحَمْنَا.
Va‘fü annâ, vağfir lenâ, verhamnâ.
“Bizi affet, bizi bağışla, bize merhamet et.” (Bakara, 286)
أنتَ مولانا.
Ente mevlânâ.
Sen bizim Mevlâmızsın.
لا مولى لنا سواك. ولا وكيلَ لنا غيرك. ولا ناصرَ لنا إلا أنت. ولا حافظَ لنا إلا أنت. ولا ربَّ لنا إلا أنت.
Lâ mevlâ lenâ sivâk. Ve lâ vekîle lenâ ğayruk. Ve lâ nâsıra lenâ illâ ent. Ve lâ hâfiza lenâ illâ ent. Ve lâ Rabbe lenâ illâ ent.
Senden başka mevlâmız yoktur. Senden gayrı vekîlimiz yoktur. Senden başka yardımcımız yoktur. Senden başka koruyucumuz yoktur. Senden başka Rabbimiz yoktur.
أَنْتَ مَوْلَانَا، فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ.
Ente mevlânâ fensurnâ ale’l-kavmi’l-kâfirîn.
“Sen bizim Mevlâmızsın; kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.” (Bakara, 286)
وانصرنا يا ربّ على كلِّ كفرٍ يحجبُ القلبَ عنك.
Vensurnâ yâ Rabb alâ külli küfrin yahcübü’l-kalbe ank.
Ve bize, yâ Rabbi, kalbi Senden perdeleyen her küfre karşı yardım et.
على كفرِ النعمة. وعلى كفرِ الغفلة. وعلى كفرِ نسبةِ الفضلِ إلى النفس. وعلى كفرِ الوقوفِ عند السبب. وعلى كفرِ نسيانِ المنعِ إذا كان رحمة. وعلى كفرِ نسيانِ العطاءِ إذا صار عادة.
Alâ küfri’n-ni‘meh. Ve alâ küfri’l-ğafleh. Ve alâ küfri nisbeti’l-fadli ile’n-nefs. Ve alâ küfri’l-vukûfi inde’s-sebeb. Ve alâ küfri nisyâni’l-men‘ı izâ kâne rahmeh. Ve alâ küfri nisyâni’l-atâi izâ sâra âdeh.
Nimete nankörlüğe karşı. Gaflet küfrüne karşı. Fazlı nefse nispet etme küfrüne karşı. Sebebin yanında durup kalma küfrüne karşı. Men bir rahmetken onu unutma küfrüne karşı. Ve atâ bir âdet hâline gelince onu unutma küfrüne karşı.
وانصرنا على نفوسنا إذا جحدت. وعلى أهوائنا إذا مالت. وعلى خوفنا إذا قطع. وعلى رجائنا إذا غفل. وعلى علمنا إذا لم يزدهُ خشوع. وعلى كلامنا إذا لم ينتهِ إلى الحمد.
Vensurnâ alâ nüfûsinâ izâ cehadet. Ve alâ ehvâinâ izâ mâlet. Ve alâ havfinâ izâ kataa. Ve alâ recâinâ izâ ğafel. Ve alâ ilminâ izâ lem yezidhü huşû‘. Ve alâ kelâminâ izâ lem yentehi ile’l-hamd.
Ve bize, inkâra saptığında nefislerimize karşı yardım et. Kaydığında heveslerimize karşı. Ümitten kestiğinde korkumuza karşı. Gaflete düştüğünde ümidimize karşı. Bir huşû artırmadığında ilmimize karşı. Ve bir hamde varmadığında sözümüze karşı.
يا ربّ، اجعلنا نحملُ ما أعطيتَنا بك. ونشكرُ ما أعطيتَنا بك. ونخافُ عليكَ من أنفسنا بك. ونطمئنُّ إليكَ بك. ونرجعُ إليكَ بك.
Yâ Rabb, ic‘alnâ nahmilü mâ a‘taytenâ bik. Ve neşkürü mâ a‘taytenâ bik. Ve nehâfü aleyke min enfüsinâ bik. Ve natmainnü ileyke bik. Ve nerciu ileyke bik.
Yâ Rabbi! Bizi öyle kıl ki: bize verdiğini Seninle taşıyalım. Bize verdiğine Seninle şükredelim. Nefislerimizin Seninle aramıza girmesinden Seninle, Senin için korkalım. Sana Seninle itmi’nân bulalım. Ve Sana Seninle dönelim.
واجعل آخرَ كلِّ نعمةٍ حمدًا. وآخرَ كلِّ فهمٍ حمدًا. وآخرَ كلِّ خوفٍ حمدًا. وآخرَ كلِّ أمانةٍ حمدًا. وآخرَ كلِّ دعاءٍ حمدًا.
Ve’c‘al âhıra külli ni‘metin hamdâ. Ve âhıra külli fehmin hamdâ. Ve âhıra külli havfin hamdâ. Ve âhıra külli emânetin hamdâ. Ve âhıra külli du‘âin hamdâ.
Ve her nimetin sonunu bir hamd kıl. Her anlayışın sonunu bir hamd. Her korkunun sonunu bir hamd. Her emanetin sonunu bir hamd. Ve her duanın sonunu bir hamd.
حسبنا الله ونعم الوكيل. نعم المولى ونعم النصير.
Hasbünallâhü ve ni‘me’l-vekîl. Ni‘me’l-mevlâ ve ni‘me’n-nasîr.
Allah bize yeter; O ne güzel vekildir. O ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır.
اللهمّ صلِّ وسلّم وبارك على سيّدنا محمد، وعلى آله وصحبه أجمعين.
Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammed, ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.
Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e, âline ve bütün ashâbına salât, selâm ve bereket eyle.